anaanem, ben, bebek, kuzu - muhtemelen bir kurban bayramı - ödemişteki mavi evin bahçesi
***
öldüğünde uzakta olmam iyi mi oldu kötü mü oldu karar veremiyorum.
kasım 2006'da annem aradı, "anaanen üşütmüş galiba hastaneye götürdüm onu, bi şeyi yok sadece kusuyor midesini üşütmüş herhalde."
aradan epey zaman geçti, meme kanseri geçmişi olan anaaneme grip dendi zatüre dendi bir türlü doğru teşhis konulamadı ve en sonunda mart 2007'de akciğer kanseri denilebildi.
nisan 2007'de izmir'e gittiğimde sesini kaydetmiştim:
anaane: sanki içimde kedi var ciğerlerimi tırmalıyor gibi
ben: aaa anaane pisişik de hasta oldu biliyor musun? (pisişik benim kedi, kum döküyordu o sıralar, konuyu değiştirmeye çalışıyorum aslında)
anaane: yaa.. insanların hasta olduğu bi dünyada, kedi hasta olmuş... laf mı bu şimdi? bak bana... hem onlar doğurdu mu 7-8 tane doğuruyor...
***
bu ses kaydı beynimde dönüp duruyor, anaanem o sıralar nefes alıp vermekte epey zorlanıyor konuşması hep kesik kesik, seneler önceki meme kanserinin akciğer kanseri olarak bize döndüğünü öğreneli 1 ay kadar olmuş, yapacak hiçbir şey yok denmiş, cancağazı çok yanmasın diye ağrı kesiciden başka bir şey içmiyor.
bugünden sonra ben bi daha anaanemi göremedim. "bir daha göremeyeceğim herhalde" diyerek istanbul'a döndüm ve 13 mayıs 2007'de annem telefonda ağlıyordu.
"bugün nasılsın anne?" diye sorduğunda eliyle "hmm nefis..." hareketini yapmış. canı taze fasulye istemiş, yoğurtla taze fasulye yemiş, normalden çok iştahlıymış sonra birden yorulmuş, babam arabayı apartmanın önüne getirmek için koşmuş, annemle beraber hastaneye gitmek için merdivenleri inmeye başlamışlar. ilk katı indiklerinde "şekerim düşüyor galiba" demiş, annem "aşağı inince sana ekler alırım pastaneden" demiş ve ikinci katı inerlerken biraz dinlenmesi için merdivenlere oturtmuş. anaanemin orada kalbi durmuş.
"merdivenlerde dinleniyorduk kollarımdaydı kuş gibi gitti."
daha sonra ödemiş'te nazmi dedemin mezarını açıp onun üzerine gömdük anaaneyi. ben anaanemin öldüğünü sela okunduğunda anladım sandım, "eski pazarcılardan ..... eşi ..... vefat etmiştir." deniyordu bütün ödemişe ilk kez o anda hüngür hüngür ağladım.
hayır hala anlamamıştım. aradan aylar geçti annemle her konuşmamızda dilimin ucundan döndü "anaanem nasıl?" diye sormak üzereyken hep vazgeçtim. "erişte yapmadı mı bu sene? anaanemin tarhanasından yok mu? geleyim de baklava yapsın bana. telefona ver de bi maç kritiği yapalım onunla." bugün hala bunları söylememe ramak kala kitleniyorum.
aylardır izmir'e her gidiş dönüşümde "bu defa da uğrayamadım anaaneme artık bi dahaki sefere kesin gidicem." diyorum kendi kendime halbuki anaanemin evi çoktan başkasına kiraya verildi.
neredeyse iki sene sonra bu satırları durup dururken yazmadım. başka bir anaane hikayesi daha yaşadım çünkü şu son 5 ayda.
canımın canı haziran ayında beni aradı ve "anaanemin sesi iyi gelmiyordu bi gidip bakayım dedim kusuyormuş sinir oldum bi de bana söylemiyor telefonda" dedi.
sonra hastaneye gittiler, "üşütmüş herhalde." dediler. o anaanenin de meme kanseri geçmişi vardı ve eylül ayını buldu pankreasta kanserli hücrelere rastlamaları. 3-4 gün önce de akciğerde de kanser var dendi. böyle durumlarda bu kadar yaşlıyken kemoterapi yapılmıyor. yapmıyorlar. yapmasınlar da zaten of neyse şu anda hastanede oksijen ve ağrı kesici alıyor ve ben anaanemin öldüğünü yeni yeni anlıyor gibiyim ki işin beteri sanki yeniden ölüyor.
özetle söylemek istediğim şu, "kusan anaane" iyi bir şey değil, doktorların ilkin "üşütmüş" varsayımına kanmayın, hele kanser geçmişi varsa gerekli her türlü tetkiki yaptırın araştırtın soruşturtun üzerlerine gidin. sizi grip olmuş, zatüreymiş gibi teşhislerle geri göndermelerine izin vermeyin.
şu dünyada ölmemesi gereken birileri varsa o da anaanelerdir. çocukları anaanelerinden ayırmaya utanmayan bu düzeni yıkmalıyız. çok kızgınım. gerçekten.